manifesto diziler kitaplar yazarlar kategoriler arama iletişim
     
 
 
diziler
edebiyat
şiir
sinema
inceleme

yeni çıkanlar
BİR YADİGAR EJDER KİTABI - Erhan Tuncer
UZAYDA PİKNİK - Arkadi ve Boris Ştrugatski
KİRAZ MEVSİMİ ve SİNEMA BİLETİ - Hakan Savaş

çok satanlar
ENDOKTRİNASYON VE TÜRKİYE'DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ - Serdar Kaya
POSTMODERNİZM - Fredric Jameson
YENİ KARA FİLMLER - Selda Tan Özdemir

yayın programı
NİRENGİ KİTAP'TAN ÇAĞRI> - TÜRK SİNEMASI ARAŞTIRMALARI
RETHINKING THE QUR'AN Towards a Humanistic Hermeneutic - Nasr Hamid Ebu Zeyd
READING THE BOSS: Interdisciplinary Approaches to the Works of Bruce Springsteen - Roxanne Harde (Editor), Duncan A. Campbell (Editor)

 
 

 
YENİ ŞAFAK KİTAP - Gülhan DOĞAN, 2008-11-00

AMERİKAYA KİMSE BÖYLE ÖFKE DUYMADI

[ İsmail Kılıçarslan'ın “Amerika Sen Busun” adını taşıyan kitabında, Amerika'ya duyulan öfkeyi, modern hayatın çıkmazlarını ve şair olma hallerini anlatırken yeni nesil Müslümanlara sesleniyor. ]

İsmail Kılıçarslan'ın yeni kitabı “Amerika Sen Busun” raflardaki yerini aldı. Amerika'ya öfkeli olduğunu söyleyen genç yazar, “Hrant'ı öldüren Türkiye'deki Amerika'dır. Diyarbakır'da 10 yaşındaki çocuklara Molotof attıran da, o çocukları anlamaya gram yanaşmayan da Türkiye'deki Amerika'dır. Bunu siz, "Çin'deki Amerika", "Mısır'daki Amerika" şeklinde çoğaltabilirsiniz.” diyor. Dövüş Kulubü, Ucuz Roman, Masumiyet, Tabutta Rövaşata gibi bir döneme damgasını vuran filmler hakkındaki şiirlerin dikkat çektiği kitapta, İslami litaratürden çokça faydalanıyor şair ve “Yeni nesil Müslümanlara tefsir değil akaid lazım” diyor.

Özellikle 11 Eylül saldırıların ardından Amerikan yönetiminin Müslümanlara uyguladığı kötü politikalar sert bir dille eleştirildi. Kitabınıza adını veren Amerika Sen Busun şiirinde ise Amerika'yı eleştiriden öte öfkenin ete kemiğe bürünmüş halini görüyoruz. Özellikle Doğulu olmaya özgü bir öfkeyi taşıdığınızı söyleyebilir miyiz?

Bu sadece doğulu olmakla ilgili bir öfke değil. En genel anlamda insan olmakla ilgili bir öfke. Çünkü "bir zihniyet" olarak tanımladığım Amerika'nın tüm dünyada mağdurları ve mağrurları var. Ülkemizde de "Amerikancı" cephenin mağrur hödükleri var ve onlar "bir zihniyet" olarak Amerika'nın varlığından pek memnunlar. Amerika'ya öfkeliyim evet. Zira, Amerika, kendi basit ve/veya kompleks amaçları için kan içmeye, kan istemeye devam ediyor. Ama bunu işte, sadece coğrafi bir ülke olarak Amerika değil, dünyadaki tüm Amerikalar yapıyor. Meseleyi buradan tartışmak, buradan genişletmek lazım... Mesela, Hrant'ı öldüren Türkiye'deki Amerika'dır. Diyarbakır'da 10 yaşındaki çocuklara Molotof attıran da, o çocukları anlamaya gram yanaşmayan da Türkiye'deki Amerika'dır. Bunu siz, "Çin'deki Amerika", "Mısır'daki Amerika" şeklinde çoğaltabilirsiniz. İşte, en son Mısır'da "İsrail karşıtı gösteri" yapan 25 İhvan mensubu tutuklandı. Onları kim tutukladı sizce?

Kitabın cinnet modern başlığını taşıyan bölümündeki şiirlerde düşüncelerin, dizelerin iç içe geçtiğini görüyoruz. Kent insanı kafa karışlığını yalnızca kelimelerle değil biçimle de yansıtmaya çalışıyorsunuz diyebilir miyiz?

Benim kafam karışık. Eh, bu durumda bu kafa karışıklığımı şiire yansıtabiliyorsam en azından kendimi inkar etmiyorum demektir. Kafam karışık, çünkü modern hayatın bizi sıkıştırdığı köşede gardımız düşmüş durumda. Ben bugün telefonumda Kuran tilaveti dinlerken sokaktan geçen yarı çıplak bir kadına da bakarken yakaladım kendimi. Bazıları, böyle şeyleri itiraf edemedikleri için bunlar hayatlarında olmuyor zannediyorlar. Oysa çok şizofren bir hayatın tam da orta yerindeyiz. Aslında doğru tanım "şizofreni" değil "disosyatif kimlik bozukluğu" yani çatlamış, çoğalmış kişilik. Bugün yaşadıklarımız, ekranda gördüklerimiz, gazetede okuduklarımız bizi delirtmiyorsa burada ciddi bir sıkıntı var demektir. Normal olarak delirmemiz lazım oysa. Herhangi bir magazin programının, herhangi bir futbol programının, herhangi bir köşe yazarının bizi akıl hastası haline getirmesi gerekmez mi? Dolayısıyla "cinnet" bana yaşadıklarımızın doğal bir sonucu olmalı gibi gelmiştir hep. "Taş yok mu lan taş" diye sormamızın zamanı geldi de geçiyor...

Dövüş Kulubü, Ucuz Roman, Masumiyet, Tabutta Rövaşata gibi bir döneme damgasını vuran filmler hakkında şiir yazma fikir nasıl oluştu?

2004 yılına ait bir proje o. Aslına bakılırsa ben bir sinefilim. Ve o şiirler, sinefilimin tavana vurduğu zamanların şiirleri. Ortak paydaları "anlattıkları hikayelerin netliği" olan filmlere şiir yazmayı tercih ettim. Çünkü "netlik", yani sanatsal anlamda netlik, giderek kaybolan bir mesele haline geldi. Her şeyi muğlaklaştıran bir algı dolanıyor ortalıkta. Ya da tam tersi olarak pornolaştıran... Oysa netlik ikisinin tam arasında bir yerde durduğu için önemli. Matrix bunun için son derece kötü bir filmdir örneğin. Mesajını muğlaklaştırır. Çünkü new agedir. Türkiye'de "eski solcu" sinemacıların tamamı muğlaktır. Ne söyleyeceklerinden emin olmadıkları için her şeyi aynı anda söylemenin peşindedirler. Eh, hal böyle olunca da eski solcuları Ergenekon'u savunurken görmek mümkün olmaktadır. Eğlenceli bir durum bu...

Bir yanda kentin uğultusu, filmlerin verdiği mesaj, sokak kültürü, bir yanda şarkılar, ilahiler, özlenen bozkırlar şiirinizin bu denli farklı kaynaklardan beslenmesini geleneksel ve modern olanın çatışmasına bağlayabilir miyiz?

Gelenekselle modern olan çatışıyor mu? O çatışmanın defteri çoktan modern olanın lehine dürülmedi mi? Krallıklar yıkıldı. Artık cumhuriyetlerle idare edilen bir dünyada yaşıyoruz. Kaynak meselesine gelince... Aslında kendime fena halde benzeyen bir şiir yazdığım için tüm o kaynakları "farklı" olarak değerlendiriyor olmalısınız. Oysa, bende kaynak tektir. O da yaşadığım hayatın ta kendisidir. Bir ucu bozkırın muhteşem sadeliğini özleyen, bir ucu Andy Warhol'un 1968'de çektiği o filmi bulamazsa o gün kendini çok mutsuz hisseden bir adamım ben. Çünkü arada bir, bir Şazeli tekkesinde diz çöküp göz yaşı dökmeyi, arada bir de Ekvator çizgisine inip "melek tozu" bulmayı umut ediyorum. Fakat bunu postmodern bir "ulan bakın ben ne kadar farklı bir adamım" havası atmak için söylüyor değilim. Ben üstelik, herhangi bir kaynaktan doğrudan besleniyor değilim. Hep "üçüncü parti" yazılımlar kullanıyorum.

İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, İbrahim Tenekeci, Turgut Uyar, Ece Ayhan gibi şairlerin isimleri geçiyor şiirlerinizde. Şiriniz oluşturan temelde bu şairlerin etkisi büyük mü?

Şiirimi oluşturan temelde, şiirimde geçen ve geçmeyen birçok şairin az ya da çok katkısı var elbette. Fakat belirgin bir etkiden söz edeceksek, en çok İkinci Yeni şiirinin iki büyük isminden, Uyar ve Karakoç'tan etkilenmek istemişimdir. Onların etkisine açık tutmuşumdur kendimi. Bunu ne kadar başardım bilemem. "Etkilenmek" fiiline bayılırım zaten ben. "Ben etkilenmem" diyen adamlardan da hep korkarım. "Ben bütün bunlardan etkilenmem, çünkü El-Kaide'nin yok edilmesi gerekiyor" diyene biz Bush diyoruz kısaca.

“İmgelerden sıkıldım, tasvirlerden, sonu gelmez betimlemelerden /doğrudan ve yormadan birdenbire/ sözün koynuna girip incitmeden söylemeliyim” dizesi İsmail Kılıçarslan'ın şiirde ulaşmak istediği nokta olarak yorumlayabilir miyiz?

Yorumlayabilir miyiz? Benim ağzı kalabalık şiirim için fazlaca iyi niyetli bir dua etmişim. Doğrusu, bu dizeler aslında imrendiğim bir şair için yazılmıştır. "Sözün koynuna girip sözü incitmeden söyleyen" bir şairdir kendileri. Kimdir? Tabii ki Yunus Hazretleridir. Türkçede aşılamayacağını düşündüğüm tek adamdır. "Doğrudan ve birdenbire söyleme" konusunda tek bir eşi daha yoktur. "Korka durun ölümden, cümle doğan ölmüştür" diyen bir adamla karşı karşıyayız çünkü. Günün birinde "Yunuslayın" söyleyebilmeyi çok isterim. Ne yazık ki mümkün değil ama bu. Ne benim için, ne de herhangi bir modern Türk şairi için. O yüzden Yunus'u okudukça kıskançlığım artıyor. Sorunuza dönersek, evet, elbette isterim tüm bunları ama; başaramam ki...

Son dönemde İslami kesimde dini literatür daha özgürce kullanılıyor. Şiirlerinizde İslami literatürden çokça yararlandığınızı görüyoruz. Yeni nesil Müslümanların İslamiyeti daha farklı okuduğunu söyleyebilir miyiz?

Ah şu tanımlamalar. "İslami kesim", "yeni nesil Müslümanlık" falan... Keşke bunları ifade edebilecek daha sağlıklı tanımlamalarımız olsa. Ama yok. Çünkü artık "mahsus bir dilimiz" olsun derdimiz yok. Fakat, bu tanımlamalarınızı esas olarak alırsak... "Yeni nesil Müslümanlar" son derece baygın tipler. Bırakın "İslamiyet'i daha farklı okumaya" çalışmayı, İslamiyet'i dümdüz okumaktan yana bile değiller. Borsayı, önümüzdeki seçimleri, başbakanlarının o günkü ruh halini, Cengiz Çandar'ın köşe yazılarını okumaya adaylar. Gelecekteki pozisyonlarında çünkü "tefsir" değil "akaid" lazım yeni nesil Müslümanlara. Açıklamak değil, inanmak istiyorlar. Borsaya ve Recep Tayyip Erdoğan'a inanınca zaten Kuran'a inanmış oluyorlar. Yeni nesil Müslümanlar, Türkiye'nin en keskin laikleri artık. Zinhar, din işleriyle dünya işlerini birbirlerine karıştırmıyorlar. Eh, bir noktada da haklılar bana kalırsa. Şimdi koskoca Ayşe Arman lütfedip pazar söyleşisi yapmaya gelmiş. Kadına memleketten gelen şalgam suyunu ikram edecek değiliz ya. Hiç olmazsa şöyle 20 yılı devirmiş bir Merlot ikram etmek lazım. Hem Peygamber yaşasaydı Ferrari'ye biner, Gucci'den giyinirdi. TÜSİAD'ın açılış konuşmasına katılır, Türkiye'ye para politikaları konusunda son derece yardımcı olan İMF yetkililerine hayır dua ederdi...

 
 
 
   
İLGİLİ KİTAPLAR

tamam peki on bir eylül tamam peki usame
tamam peki müdahale tamam peki felluce
tamam peki chavez tamam peki kum mollaları
tamam peki eminem tamam peki hispanik

şimdi durup düşünelim şimdi kimyevi gübreden bomba yapmayı
ölmeseler bile üstleri başları anladınız mı espri anlayışı var adamların
süper heroları porno dükkanları yeşil kartları özkökleri çandarları
çandarlı halil paşa çıkarıp masanın üstüne aman allah ben ne diyorum
türk şiiri politikt

devamı...
   
İLGİLİ KİŞİLER

İsmail Kılıçarslan

1976 Ankara doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini bu şehirde tamamladı. 1993 yılında Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni kazanarak İstanbul'a geldi. İlahiyat eğitimini yarıda bırakarak bu kez aynı üniversitenin İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema bölümüne kaydoldu. Portakal Turta Bir de Kirpi ve Ablam Uzak Ülkede isimli iki şiir kitabı vardı. Amerika Sen Busun! üçüncü oluyor. Ablam Uzak Ülkede ile 2004 Cahit Zarifoğlu Şiir Ödülü’nü aldı. Başka Ma

devamı...
   
 
kategoriler
bilimkurgu
din
felsefe
göstergebilim
kadın çalışmaları
edebiyat
| tüm kategoriler
 

eleştiri / tanıtım
ÜÇÜNCÜ ADAMLARA SELAM OLSUN!
2014-11-09
“SİNEMA BİR GEÇİŞ DÖNEMİ YAŞIYOR”
2013-02-01
MANDALİNA KABUĞUNUN KOKUSU FİLM ELEŞTİRİSİ İÇİN ÖLÇÜT OLUR MU?
2013-02-01
YÜZEYDEN DERİNE: FİLDİŞİ KUYU ÜZERİNE
2012-08-02
KARA FİLMLER, MODERN DÜNYANIN DERİN GÖLGELERİ
2012-07-02
FİLDİŞİ KULE DEĞİL, FİLDİŞİ KUYU!
2012-07-02