manifesto diziler kitaplar yazarlar kategoriler arama iletişim
     
 
 
diziler
edebiyat
şiir
sinema
inceleme

yeni çıkanlar
BİR YADİGAR EJDER KİTABI - Erhan Tuncer
UZAYDA PİKNİK - Arkadi ve Boris Ştrugatski
KİRAZ MEVSİMİ ve SİNEMA BİLETİ - Hakan Savaş

çok satanlar
ENDOKTRİNASYON VE TÜRKİYE'DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ - Serdar Kaya
POSTMODERNİZM - Fredric Jameson
YENİ KARA FİLMLER - Selda Tan Özdemir

yayın programı
NİRENGİ KİTAP'TAN ÇAĞRI> - TÜRK SİNEMASI ARAŞTIRMALARI
RETHINKING THE QUR'AN Towards a Humanistic Hermeneutic - Nasr Hamid Ebu Zeyd
READING THE BOSS: Interdisciplinary Approaches to the Works of Bruce Springsteen - Roxanne Harde (Editor), Duncan A. Campbell (Editor)

 
 

 
http://antiotoridan.blogspot.com, 2010-05-26

PASTÖRİZE TEKTİP SÜT YA DA HOMOJENİZE İNSAN SÜRÜSÜ İMALATI: PAKETLENMİŞ SOSYALİZASYON

Kitap, insan-eğitim-modernite ve tektipleştirme-kitle yönetimi ana başlıkları altında pastörize kitle üretimini incelemekte olup, ev hanımlarının üç günde, ev beylerinin iki günde, akademisyenlerin bir ikindi vaktinde keyifle sözlük kullanma gereği duymadan okuyabilecekleri açıklıkta ve akıcılıkta 254 sayfadan müteşekkil; devlet adamları ve emir kullarının anlamalarını imkansız kılan bir İNSAN DİLİ'yle yazılmıştır.

Gülsüm İnek' e ithafen...

İçeriğe ilişkin kişisel bir tanıtım :

Pastörize süt ya da evcil insan. Hemen hepimizin kullandığı homojenleştirilmiş paket sütlerin imali, sütün doğal imalatçısı Gülsüm İnek'ten alındıktan sonra da zorlu bir dizi işlemi gerektirir.

Tokat'ın, Batman'ın, Muğla'nın, Edirne'nin... gülsüm ineklerinden toplanan herbiri ayrı çimenin otun çiçeğin börtü böceğin...tadını barındıran sütlerin standartlaştırılıp tektip bir tad'a dönüştürülebilmesi için öncelikle sütün doğası parçalanıp, bileşenlerine ayrıştırılıp süt olmaktan çıkarılması gerekmektedir. Bu nedenle paketlerin üzerinde "SÜT" ve "DOĞAL" ifadeleri gözümüze sokulmak suretiyle kurgunun inandırıcılığı sağlanmakta, pakettekinin "doğal" ve "süt" olmayabileceği şüphesine mahal bırakmamak için " feşmekancanın güvencesiyle " kutsal metin tadındaki ibaresiyle de pekiştirme tamamlanmaktadır. İşleme dönecek olursak, teknik adı "ısıl işlem" olan tektipleştirme prosesi uyarınca hasılata ulaşıncaya değin uygun adım mis gibi içim pınarlarını gıda sanayiinden insan sanayiine doğru çağıldatmaktadırlar. Çağlayanın gülsüm inekle olan bağı şüpheliyken, yapılan işlemin insan bünyesinde meydana getirdiği tahribat da henüz meçhuldür.

Elimizeki kitap, tektip makbul paket süt üretimiyle, homojen pastörize insan sürüleri imal etmenin benzerliğini ve bunun insanlar nezdinde rutin bir gladyo faaliyeti " faaili meşhur cinayet " mesabesinde algılanmasının sebep ve sonuçlarına dair bir dizi araştırma ve değerlendirmeyi konu aldığından Gülsüm İnek'e ithaf edilmiş olabilir diye düşünüyorum.

Elbette Gülsüm İnek'in pastörize sütle olan alakası kadar, Türkiye Siyasal Rejim'inin kutsallarına karşı girişmiş olduğu "yıkıcı", "irticai" ve "bölücü" sayılabilecek eylemle de ilişkisi olup olmadığı bizce meçhul olmakla beraber yazarın fikrinde mahfuzdur.

Pastörize evlat ve konforlu toplum için : EĞİTİM ŞART!

Üstüne titrediğimiz, hayatlarımızda en yüksek değeri atfettiğimiz ( herşey evlatlarımız için! vatandan sonra taabiiki...) evlatlarımızın, her sabah kurbanlık gibi hazırlayıp yolladığımız bilinç yaralama sunaklarında ne tip bir operasyona maruz kaldıklarının ve bu ameliyatın sonucunda ortaya çıkan toplumsal, siyasal ve ekonomik garabetin röntgenini ve "röntgen okuma rehberi" ni içeren kitap; ancak eğitimle mümkün kılınabilecek cehaletin baki kalması amacıyla öğretmekten ziyade öğretmemek ve bilgi saklamak üzerine bina edilmiş eğitim sisteminin, kitle presleme ve paketleme aracı olarak egemenlerin ihtiyacına uygun "pastörize steril vatandaş" üretilmesi için araçsallaştırılmasını ve bu işlemin nasıl gerçekleştirildiğini incelemesinin yanı sıra, ortaya çıkan garabetin rehabilitasyonuna dair ip uçlarını da içermektedir.

Bilinci yaralanmış, sunağa vakti zamanında kurban edilmiş bir annenin kanıksanmış "kuşak çatışması" nı sorgulamıyor oluşu, bu durumun bir örf niteliği kazanmış olmasıyla beraber, militarizmi/sınıflı hiyerarşik sosyalleşmeyi besleyen ve yeniden üretip, şiddeti bir iletişim ve yaşam biçimi paradoksuna dönüştüren zihin inşa edici sürecin, kurguyla gerçek arasında temyiz/ayırdedicilik kabiliyetini de tahrip edişindendir.

" Sana söyleneni yap! " önermesinde özetlenebilecek kötülüğün sıradanlaştırılması hareketi otoriter bir zihniyet olarak "milli eğitim" adı verilen otoriteye boyun eğdirme süreciyle örgünleşip toplumsallaşmaktadır.

" Ben de bilirim halk da
Bütün öğrencilerin neler öğrendiklerini
Kendilerine kötülük yapılanlar
Neticede kötülük yaparlar " Wystan Hugh Auden (s.85)

Rakel Dink'in : " Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz " çağrısına ses verip, karanlığın arkeolojisi olarak da değerlendirilebilecek kitap, kadim şarlatanlık ruhbanlığın/yönetici elit yani, firavunun sihirbazlarının/toplum mühendislerinin yapıp etmelerini ve sihrin/endoktrinasyonun toplum üzerindeki etkilerini "Derinsular" metaforuna yakışır bir titizlikle ele aldığını söylemek abartı olmasa gerek.

Babil'de, Harut ve Marut endoktrinasyona karşı bilinci, ayrımcılığa karşı Tevhidi, insansızlaştırmaya/putçuluk karşı insanlığa dönüşü, sihre kapılıp ruhbanlara kul olmaya/emir kulluğunun her tipine karşı yönetilemez olmayı öğretiyorlardı. Lakin, bu bilgi zımnen sihri/endoktrinasyon ve ruhban/toplum mühendisi olma bilgisini de içeriyordu...


Bu girişten sonra lafı çokça uzatmanın tanıtım yazısını aşacağı düşüncesiyle, her kelimesinin titizlikle seçildiği okununca daha da iyi anlaşılabilecek kitaptan bir kısa bölüm sunmak suretiyle oku! okut! komutlarına alıştırılmış yapılarımız uyarınca konforumuzu kaybetmeme temennisiyle...

"...Kişiliklerin yok Edilmesi: Hiçbir otorite, kullandığı insanların davranışlarını bir anda tesir altına alamaz. Böyle bir kontrolün gerçekleşebilmesi için, bireylere belli algı ve değer yargılarının telkin edilmiş olması gerekir. Devletin manevi şahsının, temsil ettiği değer ve sembollerin ya da devleti temsil eden şahısların yüceltilmesi ile oluşturulan bir kült, hayatın her alanına yansıyan belli önkabul ve normlara sahip olan yaygın bir töre oluşturur. Gerçekte varolmayıp insanlar tarafından ortaya çıkarılmış olan ve sadece genel kabule dayanıyor olması nedeniyle de objektif değil, kurgusal bir değere sahip olan böyle bir konseptin kullanılmasıyla vatandaşlara boyun eğme eğilimi kazandırılması, sonraki yıllarda gelecek olan "fedakarlık talebi" için zemin hazırlar. Bu şekilde zihniyeti inşa edilen bir insanın, belli konularda özgür düşünebilmesi, kendi kendine ya da kendisi adına karar alıp uygulayabilmesi mümkün olmaz. Daha da kötüsü, bu duruma düşmüş olan bir kişi, zaman zaman kimi özeleştirilerde bulunsa dahi, sözkonusu gerçeklik hakkında nasıl bir yargıda bulunduğunun tam olarak, kuşatıcı bir şekilde farkına varamaz. Çünkü, bu şartlar altında, kişi, gerçek insanlardan çok, insanlar tarafından var edilen kurgusal varlıklar bazında düşünmektedir.

Böyle bir kişi, örneğin, 9 Ağustos 1945 tarihinde ABD'nin Nagasaki'ye atom bombası attığını düşünür. Gerçekte, o bombayı Nagasaki üzerine bırakan kişinin Massachusetts eyaletinin lowel şehrinde doğmuş olan Charles Sweeney (1919-2004) adlı biri olduğunu belki bilir. Ama bu bilgi, onu bu düşüncesinden vazgeçirmez. Çünkü kişi, Sweeney'nin yüksek bir otorite tarafından kendisine verilen görevi yerine getirdiğine inanmakta ve hatta üniforması içerisindeyken onu müstakil bir insan değil Amerikan ordusunun bir pilotu olarak görmektedir. Halbuki Nagasaki'de ölen yaklaşık 70.000 insandan dönemin ABD hükümeti de sorumlu olsa dahi, onları doğrudan ( uçuş ekibindeki diğerleriyle birlikte ) Sweeney öldürmüştür ve bu katliamın suçlusu herkesten önce odur. Ancak insanlardan ziyade genel kabule dayanan kurgular[putlar] ekseninde düşünmeye alışkın olan bir kişi, emir alan Sweeney'yi küçük, emri veren otoriteyi ise büyük görerek, Sweeney'yi kendisine verilen emri uygulamak durumunda olan bir piyon[emir kulu] olarak algılar. Hatta Sweeney'nin öldürdüğü Japonların yakınları dahi, öfkelerini öncelikle ona değil, ABD'ye yöneltirler.

(...)

Ancak asıl önemli olan, şiddetin gerek karar alıcılarının, gerekse uygulayıcılarının, yaptıkları işlerin sevimsizliğinin farkında olsalar dahi, bu durumu kişiselleştirmiyor [ üzerine alınmama ] oluşlarıdır.

(...)

Kişiliğin yok edilmesinin doğal bir sonucu olarak, insanlar kendi dünyalarında ( ya da kendi aralarında kurdukları dünyada ) değil, başkalarının onlar için kurdukları dünyanın gerçekliği içerisinde yaşamaya başlarlar.(...) Modern dönemde bu kurgunun [putun] en önde gelen karşılığı ulus-devlettir...." s.25-28

 
 
 
   
İLGİLİ KİTAPLAR

"Serdar Kaya, Türk 'eğitim' sisteminin nüfuz edip de köreltemediği nadir zihinlerden birine sahip. Ve dahası, hem siyasete hem de dünyaya doğru değerlerin içinden bakıyor. Yazdıklarına, tek kelimeyle, şapka çıkarıyorum."

Mustafa Akyol / Star gazetesi

"Hegel bizi 'öteki'yle tanıştıralı iki asırdan fazla oldu; Rimbaud 'Ben, bir başkasıdır' diyeli neredeyse bir buçuk asır; Arendt kötülüğün sıradanlığını tarif edeli yarım asrı geçti. Ama 'devlet'

devamı...
   
İLGİLİ KİŞİLER

Serdar Kaya

Siyaset bilimci.

devamı...
   
 
kategoriler
bilimkurgu
din
felsefe
göstergebilim
kadın çalışmaları
edebiyat
| tüm kategoriler
 

eleştiri / tanıtım
ÜÇÜNCÜ ADAMLARA SELAM OLSUN!
2014-11-09
“SİNEMA BİR GEÇİŞ DÖNEMİ YAŞIYOR”
2013-02-01
MANDALİNA KABUĞUNUN KOKUSU FİLM ELEŞTİRİSİ İÇİN ÖLÇÜT OLUR MU?
2013-02-01
YÜZEYDEN DERİNE: FİLDİŞİ KUYU ÜZERİNE
2012-08-02
KARA FİLMLER, MODERN DÜNYANIN DERİN GÖLGELERİ
2012-07-02
FİLDİŞİ KULE DEĞİL, FİLDİŞİ KUYU!
2012-07-02