manifesto diziler kitaplar yazarlar kategoriler arama iletişim
     
 
 
diziler
edebiyat
şiir
sinema
inceleme

yeni çıkanlar
BİR YADİGAR EJDER KİTABI - Erhan Tuncer
UZAYDA PİKNİK - Arkadi ve Boris Ştrugatski
KİRAZ MEVSİMİ ve SİNEMA BİLETİ - Hakan Savaş

çok satanlar
ENDOKTRİNASYON VE TÜRKİYE'DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ - Serdar Kaya
POSTMODERNİZM - Fredric Jameson
YENİ KARA FİLMLER - Selda Tan Özdemir

yayın programı
NİRENGİ KİTAP'TAN ÇAĞRI> - TÜRK SİNEMASI ARAŞTIRMALARI
RETHINKING THE QUR'AN Towards a Humanistic Hermeneutic - Nasr Hamid Ebu Zeyd
READING THE BOSS: Interdisciplinary Approaches to the Works of Bruce Springsteen - Roxanne Harde (Editor), Duncan A. Campbell (Editor)

 
 

 
Rüştü Hacıoğlu, Tasfiye Dergisi, Sayı: 26, 2010-09-01

ENDOKTRİNASYON ve TÜRKİYE'DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ

“İnsan kaynakları” terkibi hayatlarımızı usulca işgal ettiğinden beri, olan bitene anlam vermekte zorlandığımızı da hisseder gibi oluyoruz; “kaynak materyali” sayılmaktan ya da daha doğru ifadesiyle “yabancılaşmaktan” sıyrılıp insanlığımızla baş başa kalabildiğimiz anlarda. Ve böylesi anlarımızda hazreti googıl’a “nedir insan kaynakları?” sorusunu yönelttiğimizde usulca tırnaklarını götürüyor dudaklarına ve hafifçe ısırıyor, belli ki yalan söyleyecek; kendini valiye vermeyecek bakır dudak...

“...İnsan kaynakları yönetimi örgütte rekabetçi üstünlükler sağlamak amacıyla gerekli “insan kaynağının sağlanması”, istihdamı ve geliştirilmesi ile ilgili politika oluşturma, planlama, örgütleme, yönlendirme ve denetleme faaliyetlerini içeren bir disiplindir. Bu faaliyetler o şekilde düzenlenmeli ki, bir taraftan “işletme amaçları” gerçekleştirilebilsin, diğer taraftan “çalışanların ihtiyaçları” karşılanabilsin ve aynı zamanda da “işletmenin topluma karşı sorumlulukları” yerine getirilebilsin.

Modern anlamda insan kaynakları yönetimi bir taraftan personelin bulunmasını, seçilerek işe yerleştirilmesini içerirken, diğer taraftan da personelin eğitimi, geliştirilmesi, değerlendirilmesi ve haklarının verilmesi gibi güdüleme ve etkileme faaliyetlerini de kapsar...” diyor googıl.

Enerji kaynakları, su kaynakları, kalas/tomruk kaynakları... Kısaca hammadde kaynakları ve bunlara “insan kaynakları”nı ekledi modern zamanlar.

İnsanın başkaları tarafından eleman, materyal, eşya, mal vs. olarak etiketlenmesi bir sorun elbette ama bir insanın, boynundaki yaftaya “tarantula” yazdılar diye kendini tarantula kabul edecek olması facia. Demek oluyor ki köleliği mümkün kılan, merkezdeki “güçlü” beyazlardan evvel, kendini ve kardeşlerini “kara” olarak tanımlamakta beis görmeyecek biçimde dizayn edilebilir, yönetilebilir, kullanılabilir bir “insan kaynağı” konusu olarak tasniflenmeye itiraz etmeyen kafa yapısı/zihniyettir.

Endoktrinasyon ve Türkiye’de Toplum Mühendisliği kitabı ile Serdar Kaya, “zihniyet analizi” denemesinin mümtaz örneklerinden birini ortaya seriyor. Tasarımlanabilir hale gelmenin ya da Malik Bin Nebi’nin deyimiyle “sömürüye müsait hale gelme”nin iç ve dış mihraklarını inceleyen kitap, aynı zamanda incelemeleriyle yakın tarihimize ve “bu kafa”yla devam edilirse muhtemel uzak geleceğimize de ışık tutmakta.

“Ulus-devlet” tasarımı ve bu tasarımı mümkün kılmak için uygulanan endoktrinasyon/algı yönetimi programını dünyadaki örnekleriyle mukayeseli olarak analiz eden kitap, sosyal psikoloji alanında yapılmış enteresan çalışmaları da okuyucu ile buluşturması suretiyle, Babil’de Harut ve Marut’un insanlara neyi, ne amaçla anlattığını da anlamamıza imkân sağlıyor. Kitabın konusu itibariyle anahtar kelimesi endoktrinasyon için “algı yönetimi” denebileceği gibi daha açıkça, yönetilebilir insan unsuru “köle” ya da “emir kulu/memur” üretmenin (insan kaynakları) yeter koşullarını içeren bilgi veyahut ruhbanlığı mümkün kılan “sihir bilgisi” de denebilir.

Uzunca bir alıntı olacak belki; lâkin şu kısa hayatlarımızda nasıl bir garabetle karşı karşıya olduğumuzu anlamak bakımından da bir o kadar elzem diye düşünüyorum. Trajik mi? Komik mi? Yoksa her ikisi de mi? Buyurun siz karar verin:

“...Yetişkin olmamak, henüz bedenen ve zihnen yeterince olgunlaşmamış olma durumuna işaret eder. Yetişkin olmayan insanların bir yandan pek çok haktan mahrum edilirken, diğer yandan daha az sorumluluğa sahip olmalarının nedeni budur. Bilgi seviyesi ya da dünyayı anlamlandırabilme kapasitesi henüz sınırlı olan 10 yaşındaki tipik bir çocuk, bu nedenle hem istenilen şekle kolayca sokulabilir, hem de yaptığı çoğu şeyden bir yetişkin ile aynı derecede sorumlu olmaz.

Eline bayrak verilen ve “Bugün bayram!” denilen bir çocuk, çok sıra dışı bir karaktere sahip olmaması durumunda bu duruma herhangi bir gerekçe aramayacak ve bayramda davranılması beklenen şekilde hareket ederek “neşe ile dolacak”tır. Halkın üst üste üç kez seçtiği ve dördüncü kez de seçecek göründüğü bir başbakanın darbe ile devrildiği ve ardından türlü aşağılamalara maruz bırakıldıktan sonra iki bakanı ile birlikte asıldığı askeri dönemin başlangıcı olan 27 Mayıs (1960), bir diğer askeri yönetim olan 12 Eylül’e (1980) kadar milli bayram olarak kutlanmıştı. İlkokul çocukları da, “27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak adlandırılan bu günü kutluyorlardı.

Bu tür uygulamalar, eğitim ile birlikte çocukların kendilerinin de araçsallaştırılmaları durumunun örneklerindendir. Zira çocuklar neyi kutladıklarını ve neden kutladıklarını çoğu zaman bilmezler, bilemezler. 20 Nisan’ı bayram haline getirip, “insanlığın ve Türklüğün büyük dostu Adolf Hitler’in doğum gününü kutlamak üzere” stadyumlara götürülmeleri durumunda da, yine başkaları tarafından kitaplarına konan şiirleri okuyacak ve dinleyecekler ve değil gerçek anlam ve önemini, neden bir stadyuma getirildiklerini ya da stadyum kutlamalarının bir tarihte neden gerekli görüldüğünü dahi bilemeyeceklerdir. Çünkü eğitim adına yapılan faaliyetler, o faaliyetlere katılan çocuklar değil, o faaliyetleri şekillendiren eğitim felsefesi ve o felsefeyi benimseyen (ya da kariyeri ilgili kaygıları nedeniyle benimser görünen) bürokratlar hakkında bir fikir verir. Ancak bu durum, bu sürece maruz bırakılan ve bir rejim nesnesi olarak sosyalize edilen çocukların, sürecin sonuna gelindiğinde kendilerini kullanan sistemin sadık muhafızları haline gelecekleri ve kendilerinden sonra gelenlerin dönüştürülmeleri işinde (gönüllü olarak ya da maaş karşılığında) çalışmaya başlayacakları gerçeğini değiştirmez...” (s.105-106)

Kitap, Nirengi yayınları tarafından basılmış, 246 sayfa, birinci baskı Nisan 2010 ve Gülsüm İnek’e ithaf edilmiş. Yayınevi kitabı “inceleme-araştırma” başlığı altında tasnif etmiş olsa da; kitabı bir tür içinde sınıflandırmamız gerekliyse şayet tek bir tür içine hapsetmek haksızlık olabilir; dolayısıyla, bakanlara göre değişiklik arz edebileceğini göz önüne alıp birkaç örnek bakıştan yola çıkarak hangi türlere dâhil edilebileceğine bakalım.

a. “Makbul vatandaş” laik Türkler tarafından anlaşılması imkânsız olduğundan dış mihrakların ürettiği “yasaklanması elzem” yayın kategorisine;

b. Kandil gecelerini mesajlaşarak geçirebilen dindarlar için “din dışı”;

c. Vesayetle yaşamayı kanıksamış siyasetçi gözüyle “saçma”;

d. Rejimin kapı kullarınca “vatana ihanet”;

e. Sol eğilimli Kürt muhaliflerce önderliğe ve ulus kimliğe karşı “gerici propaganda”;

f. Rejimin henüz yeterince güdümleyemedikleri açısından “siyaset bilim”;

g. Beled suresindeki “fekku raqabe” ayetini “kölelere özgürlük” ya da Felak suresindeki “neffasati fil ukad” ayetini “büyücü kocakarılar” değil de, “savaş baronları” olarak okuyanlar açısından “dini”;

h. George Orwell okurları açısından da “Orwell tefsiri” başlığı altında ele alınabilir pekâlâ.

Son olarak yazarın kitaba dair tanıtımını giriş cümlelerinden verip, “iyi tanıtım yazısı tadında bırakılandır” ilkesini ihlal etmeden sözümüzü tamamlayalım.

“...Kitleleri önceden belirlenmiş bir kalıba sokmak ve bu şekilde herkesin aynı zihniyet doğrultusunda düşünmesini temin etmek isteyen bütün siyasi iktidarların dikkate almak durumunda oldukları kimi gerçeklikler vardır. Zira yığınları kontrol edebilmek, insan tabiatını ve kitle psikolojisini iyi bilmeyi gerektirir. Bu kitap, bugüne dek sosyal psikoloji alanında yapılmış olan kimi temel çalışmaları inceleyerek, insanların mükemmelden uzak olan düşünsel yapılarının (1) otorite, (2) kurumlar ve (3) diğer insanlar tarafından ne şekillerde manipüle edilebileceği konusunu değerlendiriyor...”

 
 
 
   
İLGİLİ KİTAPLAR

"Serdar Kaya, Türk 'eğitim' sisteminin nüfuz edip de köreltemediği nadir zihinlerden birine sahip. Ve dahası, hem siyasete hem de dünyaya doğru değerlerin içinden bakıyor. Yazdıklarına, tek kelimeyle, şapka çıkarıyorum."

Mustafa Akyol / Star gazetesi

"Hegel bizi 'öteki'yle tanıştıralı iki asırdan fazla oldu; Rimbaud 'Ben, bir başkasıdır' diyeli neredeyse bir buçuk asır; Arendt kötülüğün sıradanlığını tarif edeli yarım asrı geçti. Ama 'devlet'

devamı...
   
İLGİLİ KİŞİLER

Serdar Kaya

Siyaset bilimci.

devamı...
   
 
kategoriler
bilimkurgu
din
felsefe
göstergebilim
kadın çalışmaları
edebiyat
| tüm kategoriler
 

eleştiri / tanıtım
ÜÇÜNCÜ ADAMLARA SELAM OLSUN!
2014-11-09
“SİNEMA BİR GEÇİŞ DÖNEMİ YAŞIYOR”
2013-02-01
MANDALİNA KABUĞUNUN KOKUSU FİLM ELEŞTİRİSİ İÇİN ÖLÇÜT OLUR MU?
2013-02-01
YÜZEYDEN DERİNE: FİLDİŞİ KUYU ÜZERİNE
2012-08-02
KARA FİLMLER, MODERN DÜNYANIN DERİN GÖLGELERİ
2012-07-02
FİLDİŞİ KULE DEĞİL, FİLDİŞİ KUYU!
2012-07-02