manifesto diziler kitaplar yazarlar kategoriler arama iletişim
     
 
 
diziler
edebiyat
şiir
sinema
inceleme

yeni çıkanlar
BİR YADİGAR EJDER KİTABI - Erhan Tuncer
UZAYDA PİKNİK - Arkadi ve Boris Ştrugatski
KİRAZ MEVSİMİ ve SİNEMA BİLETİ - Hakan Savaş

çok satanlar
ENDOKTRİNASYON VE TÜRKİYE'DE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ - Serdar Kaya
POSTMODERNİZM - Fredric Jameson
YENİ KARA FİLMLER - Selda Tan Özdemir

yayın programı
NİRENGİ KİTAP'TAN ÇAĞRI> - TÜRK SİNEMASI ARAŞTIRMALARI
RETHINKING THE QUR'AN Towards a Humanistic Hermeneutic - Nasr Hamid Ebu Zeyd
READING THE BOSS: Interdisciplinary Approaches to the Works of Bruce Springsteen - Roxanne Harde (Editor), Duncan A. Campbell (Editor)

 
 

 
Suavi Kemal Yazgıç, Gerçek Hayat Dergisi, 2012-06-02

YAZAR FİLDİŞİ KULEYE ÇIKMIYOR, FİLDİŞİ KUYUYA İNİYOR

Makalelerinizden oluşan yeni kitabınızın 2006′da çıkmasını bekliyorduk. 2006 ve sonrasında kitap Üç Köşeli Yazılar adıyla duyuruldu. Üç Köşeli Yazılar neden ve nasıl Fildişi Kuyu oldu?

Üç Köşeli Yazılar başlığında geçen üç köşe, bildiğiniz gibi, edebiyat, psikoloji ve kadın. Bu üçü arasında asıl belirleyici olan, edebiyat ve psikoloji. “Kadın” temasının ise, kitaptaki zıtlıkların birliği açısından, kadın-erkek karşıtlığı üzerinden o zıtlıkları genel olarak bütünleyici bir fonksiyonu var. Kitap ancak tamamen okunduğunda idrak edilebilecek bu fonksiyon dışında, kitabın cinsiyet konusu ile direkt bir ilişkisi söz konusu değil. Kitapta kadın konulu yazılar yok; edebiyat ve psikoloji yazıları var. Edebiyat ve psikolojiyi ise birbirinin yüzü olarak görüyorum. Benim bakış açımda, birinin olduğu yere diğeri de kendiliğinden giriyor. Kitapta öncelik her zaman edebiyatta. Ama psikoloji de edebiyattan ayrı düşünülemiyor. Zira edebiyat da psikoloji de, “görünen”i, onun altında yatan “görünmeyen”e ulaşmak için eşeliyorlar. Dış dünyaya ait her şey, onların içinde gizli iç dünyaya ulaşmak için bir vasıta. Edebiyat da psikoloji de, somut olanın içinde yoğun halde soyut olanı arıyorlar. Edebiyatta da psikolojide de, söylenenden çok satır araları, olaydan çok olayın ima ettiği bir başka gerçeklik hedef. Kitaptaki yazılar hem bunu yapıyor, hem de bu anlayışı geniş bir çerçevede irdeliyor, dile getiriyorlar. Bu yüzden zamanla, edebiyat, psikoloji ve kadın ekseninde yazılan bu yazılar için Fildişi Kuyu ismini daha uygun gördüm. Fildişi kuyu, anlattığım bu “derinine inme” çabasının bir simgesi benim için. Dikey ve yatay eksenlerin sürekli çekiştiği hayatımızda, zıtların birliği ideali de bu mücadelenin bir parçası.

Kitap da bu dikey ve yatay eksenlerin çekişmesi üzerine kurulu. İnsan bu ikisi arasında sürekli bir mücadele halinde.

Evet. Yatay hayat fiziki, dış hayatımız. Yediğimiz, uyuduğumuz, temizlendiğimiz, para kazanmaya mecbur olduğumuz hayat. Ama sırf yatay hayat insana yetmiyor. Edebiyat, felsefe gibi dikey eksenlere ihtiyaç duyuyor insan. Her olayın ve nesnenin dikey ve yatay boyutu var. Mesela okumak bile, eğer okuduğunu anlamadan, sadece kelimeleri okuyarak yapılıyorsa yatay bir eylem. Okuduğunuz üzerinde düşünebildiğiniz ölçüde o metnin derinine iniyor, yani dikey boyutta ilerliyorsunuz. Dikey hayat sonsuz; ancak, dikey yönde ilerleyebilmek için yatay hayatın objelerine ihtiyacımız var. Edebiyat ve psikoloji için yatay hayat, dikey hayata açılan kapılardan oluştuğu için değerli. Sanat ise fildişi bir kuyu.

Fildişi Kuyu ilginç bir isim. Fildişi kuleyi ters çevirmişsiniz. Fildişi kule diye bir şey yok diyorsunuz. Nedir fildişi kuyu?

Fildişi kulesinde yazmakla suçlanan yazar için “fildişi kuyu” ifadesini daha uygun görüyorum. Yazar işini yaparken dış dünyadan çekiliyor, kendi içine, derinine gömülüyor. Aynı şekilde, dış dünyanın da yüzeyine değil, derinine odaklanıyor. Günlük hayatı bir kuyu gibi kazıyor. Yazarın hayattan ve toplumdan uzaklaştığı doğru. Bana göre çok özel, fildişinden bir yerde olduğu da doğru. Ancak bu yer bir kule değil bana kalırsa. Yazarın arasına toplumla koyduğu mesafe, ona yukarıdan baktığı için değil. Bilakis, onunla daha çok bütünleşmek, onun derinine inmek, dinamiklerini analiz etmek için bir kuyuya iniyor, oradan yazıyor yazar. Okuduğumuz zaman bizim de indiğimiz yer orası. Amaç mümkün olduğunca derine inmek. Kule imgesi yanlış, bu durumu yansıtmıyor.

Fildişi Kuyu, öncelikle romancı ve hikayeci olarak bildiğimiz Nihan Kaya’nın yazarlık macerasında nerede duruyor? Romanlarınız ile edebiyat yazılarınız arasında nasıl bir bağ var?

Zihnim ile sanatım arasında aslında bir fark yok. Ruh ve madde gibi, bu ikisi de aynı şeyin farklı yüzleri. Kendimi öncelikle romancı olarak tanımladığım doğru. Ama Fildişi Kuyu, romanlarımın iç yüzüdür. Kurmacamın açıklanmış biçimi, dile dökülmüş şekli. Fildişi Kuyu‘yu okuyan biri, roman ve öykülerimi de çok daha iyi anlar. Sanat kendisinden ibaret bir şeydir, korunaksızdır, kendisinden başka açıklaması yoktur. İnceleme eserleri ise düşüncelere yaslandıkları için daha güçlü dururlar. Yanlış anlaşılmaları da daha zordur bu yüzden. Romanlarımdaki yanlış anlamaları Fildişi Kuyu düzeltir belki diye ummak isterim.

Fildişi Kuyu‘dan sonra Nihan Kaya nelerle çıkacak okuyucunun karşısına?

Yazdığım şeyleri anlatabilirim, ama bunlardan hangisi, nasıl kitaplaşır bunu bilemem. Benim işim sadece yazmak. Yazar olarak, piyasanın meselesi olan yayınlama işiyle ilgilenmek zorunda kalsak da yazarın ancak mecbur kaldığı için yaptığı bir şey bu. İşin en tatsız yanı. Elimde olsa sadece yazar, sonrasını başkalarına bırakırdım; ama bunu yapabilecek kadar ünlü değilim. Tanınmak, insanın kendi işini yapabilmesini bazı açılardan kolaylaştırıyor. Çatı Katı‘ndan sonra on dördüncü öykümü yazıyorum. Geçen yaz tamamladığım son romanımı gizli tutmaya karar verdim; şimdi başka bir roman tasarlıyorum. Bir de, yaratıcı yazarlığın doğasını ve sanatsal enerjiyi incelediğim bir araştırma üzerinde çalışmaktayım.

 
 
 
   
İLGİLİ KİTAPLAR

Aslında 'fildişi kule' diye bir şey yok. Yazar eserini hazırlarken gündelik hayatla arasına mesafe koymak zorunda; ama bunu sanıldığı gibi herkese yukarıdan bakan, hayattan kopuk bir kulenin içinden değil, aksine, hayatla, insanlıkla, insanlığın acılarıyla özdeşleşen bir yerden yapıyor. Yazar, gündelik hayattan bahsediyor göründüğü zamanlarda bile, gündelik hayatın derinlerinde saklanan “gerçek hayat”la ilişki kuruyor aslında. Edebiyat da psikoloji de görü

devamı...
   
İLGİLİ KİŞİLER

Nihan Kaya

1 Ağustos 1979’da İzmit’te dünyaya geldi. 2001’de Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Yüksek lisansını İngiltere’de University of Essex’e bağlı bulunan Psikanalitik Çalışmalar Merkezi’nde (Centre for Psychoanalytic Studies) tamamladı. İlk romanı Gizli Özne 2003, öykü kitabı Çatı Katı 2004, ikinci romanı Buğu 2006’da Dergah Yayınları tarafından yayımlandı. Çatı Katı 2005’te Türkiye Yazarlar Birliği Öykü

devamı...
   
 
kategoriler
bilimkurgu
din
felsefe
göstergebilim
kadın çalışmaları
edebiyat
| tüm kategoriler
 

eleştiri / tanıtım
ÜÇÜNCÜ ADAMLARA SELAM OLSUN!
2014-11-09
“SİNEMA BİR GEÇİŞ DÖNEMİ YAŞIYOR”
2013-02-01
MANDALİNA KABUĞUNUN KOKUSU FİLM ELEŞTİRİSİ İÇİN ÖLÇÜT OLUR MU?
2013-02-01
YÜZEYDEN DERİNE: FİLDİŞİ KUYU ÜZERİNE
2012-08-02
KARA FİLMLER, MODERN DÜNYANIN DERİN GÖLGELERİ
2012-07-02
FİLDİŞİ KULE DEĞİL, FİLDİŞİ KUYU!
2012-07-02